Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
Sünbülzade Vehbi’nin Sühan Kasidesinde Eleştiri
hasan-huseyin5_1331935208

18. yy reîs-i şâiranından sayılan Sünbülzade Vehbi (öl. 1809) pek çok eseriyle kendi döneminden sevilmiş ve dikkat çekmiş bir şairdir. Sünbülzâde Vehbi’nin III. Selim’e sunduğu Divan’ı, oğluna nasihat vermek amacıyla yazdığı mesnevi türündeki Lutfiyye’si ve Tuhfe-i Vehbi (Farsça-Türkçe) ile Nuhbe-i Vehbi (Arapça-Türkçe) manzum sözlüğü en meşhur eserleri arasında yer alır. Bu iki sözlüğün yıllarca medreselerde ders kitabı olarak okutulduğu düşünülürse Divan’ından daha meşhur oldukları söylenebilir.
Divan’ında yer alan kasideler arasında ayrı bir yeri olan, “Kelâmiyye” türünün güzel bir örneği olarak bilinen ve redifinden ad alan “Sühan” kasidesi şairin şiir, şair ve söz hakkındaki görüşlerini ihtiva etmesi yönünden ayrı bir öneme sahiptir. Kaside 125 beyitten oluşmakta ve oldukça yeni fikirler içermektedir. Bu çalışmamızda söz konusu kasidede eleştiri, eleştirinin mantığı ve içeriği üzerine tespitlerde bulunulacaktır. Çalışmamızda Cem Dilçin’in eserinden yararlanılmıştır (Dilçin: 1999; 143-150).
Sünbülzade Vehbi, Sadrazam Halil Paşa’ya sunduğu bu kasidesinde zamanın niteliksiz şairlerini yererken kendi şairliğiyle övünmekten de geri kalmaz. Takdim ettiği kişinin kasidenin hiçbir dizesinde Sadrazam Halil Paşa’nın anılmaması ise dikkat çekici bir özelliktir.
Farsça bir kelime olup “söz, kelime, cümle, deyiş” anlamlarına gelen “sühan” Nef’î, Nâbî, Üsküdarlı Sırrî gibi şairler tarafından da redif olarak kullanılmıştır (Kazan: 2004; 158). Fakat Vehbi’nin kasidesi diğerlerinden hem daha uzun hem de daha meşhurdur.
Bu bilgilerden sonra kasideden ilgili yerlerin dil içi çevirilerini ve açıklamasını yapacağız.
Sühan oldur ki ola âyet-i Kübrâ-yı sühan
Yazıla safha-i i’câzda âlâ-yı sühan
(Sühan odur ki sözün büyük bir ayeti ve icaz sanatıyla yazılmış sayfada sözün en üstünü olsun.)
Vehbi, kasidesinin matla beytini sözün kıdemine ayırarak sahih sözün nasıl bir niteliğe sahip olması gerektiğini ifade ediyor. Bilindiği gibi İslam’ın kabulünden sonra şairlik -özellik Arap yarımadasında- ayrı bir misyon yüklenmiş ve cahiliye döneminde muarızlara karşı duran bir duvar, bir kale işlevi görmüştür. Bazıları Kur’ân’ın şiirden ibaret olduğunu ve insanları büyülediğini ifade ederken şiirin de büyüleyici bir yönü olduğunu kabul etmiş oluyordu. Şairin sözden maksatı “icaz”lı sözdür. İcaz ise belagatın önemli bir yönünü ifade eder. Kısaca “bir anlamı, günlük dili kullanan insanlardan daha az kelime kullanarak ifade etmek” (Saraç: 2011; 3) şeklinde tanımlayabileceğimiz icaz kelimesinin zıttı itnâb olup hoş bir tarz kabul edilmemiştir. Nesib kısmının ilk beytiyle sözün nasıl olması gerektiğini ifade eden şair daha ikinci beyitte şairlik üzerine düşüncesini belirtir:
Şâir oldur ki anın kalbine Hassân gibi
Nefha-i rûh-ı emîn eyleye ilkâ-yı sühan
( Şair odur ki onun kalbine Cebrail meleği Hassan bin Sabit kalbine üflediği gibi söz üfler.)
Sünbülzade Vehbi, ideal şairi sıradan kelimelerle şiir yazan olarak değil de manevi bir destekle yani Cebrail meleğin kalbine üflediği sözlerle şiir yazan biri olarak kabul eder. Vehbi burada Hz. Peygamber (SAV) döneminin “peygamber şairi” olarak bilinen Hassân bin Sabit’i anmaktadır. Hz. Peygamberi her defasında müdafaa eden Hassan bin Sabit hakkında Hz. Peygamberin “Senin şiirin oklardan daha etkili.” demektedir. Yine Hassan bin Sabit için “Allah’ım Hassân’ı Ruhu’l-kuds ile teyit et.” (Elmalı: 1997; 400) diye dua etmiştir.
Bu iki beyitten anlaşıldığı gibi Sünbülzade Vehbi, şairliği normal bir yetenek gibi görmemekte ona ilahi (Tanrısal) bir boyut yüklemektedir. Bundan sonraki beyitlerde (2-21) Sünbülzade Vehbi’nin profilini çizdiği şairin belli başlı özelliklerini şöyle ifade edebiliriz:
Onun hayalinin parlaklığı tıpkı Musa (AS) gibi mana kesesinde sözün beyaz elidir:
Eylese şa’şa’-i fikreti mânend-i Kelîm
Ceyb-i ma’nâda nümûde yed-i Beyzâ-yı sühan

Şairin aşağıdaki beyitte de Hz. İsa’ya benzetildiği dikkatten kaçmamaktadır. Böylece o hayat bağışlayan bir nefes sahibi olmakta ve sözü ihya etmektedir:
Dem-i Îsî gibi enfâs-ı hayât-efzâsı
Ede bir nutk-ı revân-bahş ile ihyâ-yı sühan

Sünbülzade Vehbi’ye göre doğru düzgün söz söylemekten mahrum olanlar şair olarak kabul edilemez. Bunlar şair olarak anılsa bile rüyalarında bile sözü görmemişlerdir. Böyle insanların söylediği ancak “herze”dir:

Yoksa manend-i Havayi bir iki güfte ile
Herze-güyan olamaz nâtıka-pîrâ-yı sühan

Nice şâir deyü ta’bîr olunur anlara kim
Şeb-i ömründe henüz görmeye rü’yâ-yı sühan
Şairliğin bir vasfı da söz söylemeyi iyi bilmek daha doğrusu bunu eda etmede hüner sahibi olmaktır. Bunu kazanamayan şair ancak mecazi anlamda şair olur, gerçek anlamda şair sayılamaz:
Şairiyyet ana isnâd-ı mecâziye çıkar
Bilmeye ol ki hakîkatle müeddâ-yı sühan
(Sözü hakkıyla eda edemeyen kişi hakiki şair olamaz, şairliği mecazda kalır.)
Sünbülzade Vehbi’nin şiiri ilimle aynı görmesi, şairliğin yetenekle birlikte ilimle süslenmesi gerektiğini söyleyen Fuzûlî ile aynı şeyi düşündüğünü ispatlar niteliktedir. Fuzuli’nin bu konudaki düşünce bir atasözü kadar yaygındır: “İlimsiz şiir temelsiz duvara benzer.” Aşağıdaki beyti incelediğimizde aynı düşüncenin Vehbi tarafından da onaylandığını görürüz, o aynı zamanda bilgili şairle cahil şairin eşit sayılamayacağını dile getirir:
İlm ü şi’r ikisi ma’nâda mürâdifler iken
Bir midir şâir-i nâdân ile dânâ-yı sühan
( İlim ve şiir eş anlamlı kelimeler iken cahil şairle bilgili şair hiç eşit olur mu?)

Fakat Sünbülzade’nin buradaki ‘ilm’den kastettiği şey genel anlamda ilim olmasına rağmen bir sonraki beyitte daha çok belagat ilminin (meani belagatin bir koludur) kastedildiği görülür:

Evvelâ ilm-i meânîde mahâret lazım
Bilmeye nükte-i ser-beste-i ma’nâ-yı sühan
( İlk önce [şair olacak kişi] belagatin meani kolunda maharete sahip olmalıdır. Yoksa o kişi sözün manasını çözümleyici nüktesini bilemez.)

Vehbi’nin üzerinde önemle durduğu konulardan biri de şiirdeki edebi sanatlardır. Tabii ki bu da belagat içerisinde bir koldur. Şair aşağıdaki beyitte bazı edebi sanatların adlarını sayarken aynı zamanda kendi şiir görüşünü de ifade etmiş oluyor. Ona göre edebi sanatlar öyle gelişi güzel şiire serpilmemeli, bir anlamda kendi halinde düzenli akan bir nehir gibi olmalıdır:
İstiârât u kinâyât u hakikatle mecâz
Dâimâ olmadadır cârî-i mecrâ-yı sühan

Ahsen-i suret-i vech-i şebehi bilmeyicek
Neye teşbih olunur vech-i dilârâ-yı sühan
( İstiareler, kinayeler ve gerçeklik ile mecaz şiirde sözün normal akışını devam ettiren ve bunu engellemeyen bir oranda olmalıdır. Teşbihin benzetme yönünü en güzel biçimde bilmeyen kişi, sözün sevgilisinin yüzünü neye benzetsin ki?)
Ona göre şairlik aynı zamanda dil bilmektir. Arapça ve Farsçayı çok iyi bilemeyen kişi şairlikte yükselemez:
Fârisî vü Arabîden iki şeh-bâl ister
Tâ ki pervâz-ı bülend eyleye Ankâ-yı sühan
(Şair olmak Arapça ve Farsçadan iki büyük kanat sahibi olmakla mümkündür. Sözün anka gibi kanatlanıp yükselmesi için bu gereklidir.)
Bazı kötü mahlaslı ve düzensiz, tertipsiz şairlerin kötü şiirleri sözün kalitesini düşürmüş ve o güzelim sözün kıymetini rezil rüsva etmiştir:
Bir alay şâir-i nâ-muntazam-ı bed-mahlas
Nazm-ı rüsvâyi ile eyledi rüsvâ-yı sühan
Her kafiyeli söz şiir olarak düşünülemez hatta vezinli olan her söz şiir olarak telakki edilemez. Vehbi’nin döneminde o kadar karaktersiz şiirler yazılmış olacak ki şair bunların bakkaldan terazilerle satın alındığı hissine kapılmaktadır. Yani kafiyeli ve vezinli söz bulmak dükkanda görülecek, bulunacak kadar bir basit iştir. Ayrıca şairin Âşık Ömer ve Gevherî gibi heceyle şiir yazan divan şairlerine sataştığı da görülmektedir. Bundan Sünbülzade Vehbi’nin aruza çok sadık bir şair olduğu ve heceyle şiir yazmayı tasvip etmediği yargısını çıkarmak mümkündür:
Vezn-i eş’ârı terâzûlara vaz’ etmişler
Tartılır şimdi dükkânlarda mukaffâ-yı sühan

İktidâ eylediler meslek-i Âşık Ömer’e
Aşk u şevk ile nice kâfiye-cûyâ-yı sühan
(Şiirlerin vezinlerini terazilere koymuşlar, şimdi dükkanlarda sözün kafiyesini tartmak mümkündür. Bazı şairler de Âşık Ömer’in yolundan gidip aşk ve şevk ile sözün kafiyesini aramaktadırlar.)
Tabi hal böyle olunca bu seviyedeki şairlerin beyitleri sağlam olmaz. Bu şairlerin o kadar gevşek ve basit beyitleri vardır ki sanki harabi karakterli birinin yaptığı ev gibidir; çabucak yıkılır. Vehbi, sağlam temelli beyit kurma kabiliyeti olmayan böyle kişileri bir kalfa gibi görmektedir. Aşağıdaki beyitte bu düşüncesini ifade ederken şiir kelimesi yerine “nazm”ı tercih etmesi onun şiirde daha çok düzen ve intizama önem veren bir kişi olduğunu göstermekle birlikte beyt kelimesini hem ev hem de iki dize anlamına gelecek şekilde (tevriye) kullanması aynı zamanda sağlam bir beytin nasıl olması gerektiğini göstermektedir.
Hâne-i tab’-ı harâbî gibidir yaptığı beyt
Yıktı nazmı temelinden nice bennâ-yı sühan
O dönemdeki şairlerin büyük bir kısmı sözü karmakarışık söylemelerinden olsa gerek Vehbi’nin tenkit oklarından nasiplerini alırlar. Bunlar öyle saçma sapan konuşurlar ki halleri hummalı bir insandan hiç de farklı değildir. Buradan Vehbi’nin şiir anlayışındaki temel kavramlardan birinin mevzun söz söyleme olduğunu anlamaktayız.
Ekserî halt-ı kelâmın hezeyân-ı mahmûm
Acaba tuttu mu şâirleri hummâ-yı sühan
( Bu şairlerin çoğu sözü karıştırıp hummaya yakalanmış bir insanın saçma sapan konuşması gibi şiir yazıyor. Yoksa bunları da söz humması mı tuttu. Acaba söz hummasına mı yakalandılar.)

Bu şairlerin bir hastalığı da kabızlıktır. Fakat bunlar ‘aruz kabızı’na yakalanmışlardır. Bu yüzden söz doktoruna muhtaçtırlar. Söz doktoru bunları kabızlıktan kurtaracaktır. Şair bu düşüncesini ifade ederken aruz kelimesini kullanması boşuna değildir; böylelikle hem divan şiirinin en önemli kavramını yani aruz veznini hem de kelimenin ‘yan taraf’ anlamını ifade etmektedir. ‘Yan taraf’ ifadesinden kasıt ise bağırsaklardır. Bizi böyle düşünmeye sevk eden kelime ise “tenkıye”dir. Bu kelime ‘ayıklama’ anlamına geldiği gibi ‘bağırsaklardan suyu boşaltma’ anlamına da gelmektedir (Devellioğlu: 1080). Kabız olan birinin rahatlaması için tenkıye edilmesi gerekir. Kelimeyi “aruz vezni” anlamında kullanmak da beytin maksadına uygundur; çünkü aruz kabızına tutulan şairler söz hekimine muhtaçtırlar.
İllet-i kabz-ı arûzîye dûçâr olmuşlar
Yetişip tenkıyeler etsin etibbâ-yı Sühan

Vehbi’nin yüklendiği şairler arasında doğru düzgün Türkçe bilmediği halde Arapça ve Farsçada mesafe almak isteyenler de vardır. Bundan Vehbi’nin “bir dili iyi öğrenmek için evvela anadile vukuf gerekir” düşüncesine sahip olduğunu çıkarabiliriz. Aynı zamanda aşırı Acem taklitçisi şairler de bu eleştiriden nasibini alırlar. Onları Acem börkü giyip Tebriz’de dolaşan bir Acem’e benzetir. Böyle olduktan sonra onların söylediği şiirler de güya sözün beyi, beyzadesi olur!
Ne hacâlet ki henüz bir eyü Türkî bilmez
Tarz-ı Tâzî vü Derîde ede peydâ-yı sühan

Bir Acem börkü giyip bâri Acem şeklinde
Şehr-i Tebriz’de olsun koca mirzâ-yı sühan

Bilindiği gibi Nevâyî’nin etkisiyle Osmanlı sahasında 15.yy’dan sonra Çağatay Türkçesiyle şiir yazma geleneği başlamıştır. Nedim Divanı’nda da Çağatay Türkçesiyle yazılmış şiirin olması (Macit: 1997; 278) bu geleneğin büyük şairler tarafından da rağbet gördüğünü ifade etmektedir. Vehbi döneminde de böyle bir modanın varlığından haberdar olmaktayız; fakat onun Çağatay Türkçesiyle yazan şairlere bakışı biraz farklıdır:
Çağatayca iki söz bilse Nevâyî geçinir
Deşt-i Kıpçak’da sanır kendüyi Kalga-yı sühan
( [Bazıları] Çağatayca iki söz bilse Nevayi geçinir. Kendini sözün kaymakamı görüp Kıpçak diyarında sanır.)
Halk şiirine ilgi duyanları ve Âşık Ömer yolundan gidenleri hicveden Vehbi, yerli nazım şekilleriyle şiir yazanları da bu kümeye almaktadır. Köprülü’den beri “Türk-i Basît” (Köprülü: 1985; 383) olarak anılmaya başlayan bu şairlere Vehbi’nin bakışı hoş değildir. Vehbi’nin aşağıdaki beyitte kastettiği şairler mahallileşme yanlısı şairler olsa gerektir:
Kimi mânî kimisi vâdi-i türkmanide
Karaoğlan kayabaşısı yelellâ-yı sühan
(Kimi şairler Türkmence vadisinde kimi mani türünde şiirler yazma vadisinde devam etmektedir. Onlar için Karacaoğlan’ın kayabaşı türküleri boş sözden başka şey değildir.)
Aşağıdaki beyitler de bu düşüncenin ürünü olarak doğmuş gibidir. Fakat burada daha çok dikkat çeken husus birkaç klişe kelime ya da ibareyi anarak şiir yazdığını sanma gafletindeki gösterişçi şairlerdir. Bunlar şair yaratışlı insanlar olarak görülmemektedir. Vehbi bu işin harcı âlem bir iş olmadığını, birkaç mazmun anahtarını ifade etmekle şiirin inşad edilemeyeceğini söylemek istemektedir.
Mey-i meyhâne ile muğbeçeyi yâd ederek
Oldular Bekrî gibi mey-kede-pîrâ-yı sühan
(Meyhane şarabı ile sakiyi yad ederek, Bekri gibi söz meyhanesinin ihtiyarı oldular.)
Zülf anılsa uzatır bahs-i cünûn silsilesin
Nice dîvâne-i ma’nâ nice şeydâ-yı sühan
(Pek çok mana divanesi ve söz sarhoşu şair, sevgilinin saçını yad etmiş olsalar, cinnetlik bahsinin zincirini uzatırlar.)
Klasik edebiyatımızda aşk hikâyelerinin inkâr edilmez bir önemi vardır. Fakat asıl önemli olan nasıl ifade edildiğidir. Vehbi’nin döneminde şairlik yeteneği olmayan kişiler bazı aşk hikayesi kahramanlarını anarak iyi şiir yazdıklarını iddia etmiş olacaklar ki Vehbi onlara da cevap vermektedir:
Mültezem menkıbe-i Kays ise bilmem ne demek
İzdivâc etti mi Mecnûn ile Leylâ-yı sühan
(Kays’ın menkıbesini anlatmak gerekli ise söz Leyla’sı Mecnûn’la evlendi mi, bu ne demek.)
Telh olur sohbet-i Şîrîn ile Ferhâd’a dahi
Ba’dezîn tâze vü ter olsa da helvâ-yı sühan
(Kabiliyetsiz şairlerin dilinde Şirin’in sohbeti bile Ferhat’a acı gelir. Söz helvası taze olsa da bundan sonra o da acı gelir.)
Vehbi’nin eleştirdiği basit şairlerin bir eksiği de ebcedle tarih düşürme ve muamma alanındaki kabiliyetsizlikleridir. Aşağıdaki beyitlerden Vehbi’nin ideal şair profili biraz daha belirginleşmektedir. Ona göre kaliteli şair ebcedle tarih düşürmede ve muammada hüner sahibi olmalıdır:
Tıfl-ı ebced gibi tarih-i rekîkin edemez
Bin hesâb etse yine dâhil-i ma’nâ-yı sühan
(Bin kez hesap etse de ebced çocuğu gibi kusurlu tarihini, sözün manasına dahil edemez.
Uydurup kendi hesabınca hemân ta’miyeye
Zann eder yaptı o bî-çâre muammâ-yı sühan
(O biçare, tamiye tarihini kendi kafasına göre uydurur ve sözün muammasını ortaya koyduğunu zanneder.)

Bu kasideden eleştiri sebepleri ve ideal şair vasıfları dışında başka şeyler de öğrenmiş bulunmaktayız. Bunlardan ilk dikkat çekeni kaside içinde geçen “örnek” kelimesidir. Bilindiği gibi eski dile tutkun olanların “misâl” kelimesini “örnek” kelimesine tercih etmeleri bu kelimenin uydurma olmasından ve kökeninin Ermeniceye dayanmasından kaynaklanır. Bu kelimenin kökeni bir yana 18. yüzyıldan beri kullanılması veya şiir diline girecek kadar benimsenmesi dikkat çekicidir.
Diğer bir husus Batı Türkçesi dışında ayrı bir edebi saha oluşturan Doğu Türkçesinin en önemli ve zengin katmanı olan Çağatay Türkçesinin Sünbülzade Vehbi’nin kasidesinde de aynı isimle anılmasıdır. Bunda dikkatimizi çeken yön, Çağatay Türkçesi veya Çağatayca ifadelerinin evvela 19.yüzyıl sonlarından itibaren yabancı daha doğrusu Avrupalı Türkologlar tarafından kullanıldığının ileri sürülmesidir (Caferoğlu: 2001; 199)
Sünbülzade’nin kaside içerisinde pek çok Fars ve Türk şairinin ismini sayması ve belli başlı vasıflarını ifade etmesi onun eski şairleri çok iyi okuduğu ve zengin biri edebi birikime sahip olduğunu da ifade eder. Bu yüzden de kendini “övünmeyi hak eden şair” olarak görmesi son derece yerindedir.
Divan şiiri geleneğinin hatırı sayılır bir takipçisi olan Vehbi, bu geleneğe bir yenilik getirmemekle birlikte, akıcı şiir diliyle şiirini çekici kılmaya çalışır. Maceralarla dolu hayatı onun şiirinin hayali olmaktan çok dışa dönük bir yapı kazanmasını sağlamıştır (Ceylan: 5)
Klasik Türk edebiyatının son büyük şairini (Şeyh Galip) yetiştirdiği 18. yüzyılın önemli simalarından olan Sünlbülzade Vehbi, daha çok manzum sözlükleri ve mesnevileriyle tanınmış bir şairdir. Her ne kadar bir kaside şairi olarak bilinmese de Sühan kasidesiyle bu vadideki rüşdünü ispatlamıştır. Bunda cılız söyleyişlerden kurtarılmış bir hiciv dili ile sırtını geleneğe dayamış sağlam şiir tekniği etkili olmuştur. Ayrıca kaside bir bütün olarak okunup incelendiğinde Sünbülzade’nin şairlik, şiir ve söz üzerine düşünceleri daha somut biçimde görülecektir. Kaside genel olarak üç kavramın (yani şiir-şair-söz üçlüsünün) taşıması gereken nitelikleri irdeler. Bunlardan en çok üzerinde durduğu kavram -her ne kadar kafiye sürekli sözü işaret etse de- şairdir; tabi muhatabı karaktersiz ya da kabiliyetsiz gördüğü yeni yetme şairlerdir. Bu süreçte Vehbi’nin şiir anlayışı hakkında da bilgi sahibi oluruz. Örneğin hece vezniyle şiir yazanlara hoş bakmamakta, edebi sanatları, Arapça ve Farsçayı iyi bilmeyi şart koşmakta, aruzla yazılmış ve kafiye içeren her sözü şiir saymamaktadır. Bazı klişe kavramları kullanmakla şiir yazılamayacağını da ifade eden Vehbi, klasik aşk hikayelerinin (Leyla ile Mecnun, Ferhad ile Şirin vs) ulu orta telmih etmenin bir faydasını da görmemektedir. Sühan kasidesinin verdiği mesajlardan biri de “şairlik etiği”dir. Günümüzdeki eser çalma vakalarına müthiş bir kehanetle işaret eden şair, bu minval üzere söylediği beyit, neredeyse kasideden daha çok tanınmış ve sevilmiştir. Telif kanunundan daha radikal bir görüş ortaya koyan Vehbi, kendi zamanında da şiir aşırma-çalma kaosunun varlığını işaret eder gibidir. Çalışmamıza “şiir çalanın dilini kesmek lazımdır; çünkü belagatin şeriatında sözün fetvası böyledir” anlamındaki bu beyit ile nokta koymak yerinde olur düşüncesindeyim:
Sirkat-i şi’r edene kat’-ı zebân lâzımdır
Böyledir şer’-i belâgatta fetâvâ-yı sühan

OĞUZHAN KIRLI

KAYNAKÇA
1. Caferoğlu, Ahmet. Türk Dili Tarihi, ALFA Yayınları 2011-İstanbul
2. Ceylan, Ömür http://udes.iku.edu.tr/dersler/Türkdili “Sûz-i Dilârâda Son Âyin II” s.5
3. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi 2000-Ankara
4. Dilçin, Cem, Türk Şiir Bilgisi, s.144 TDK 1999-Ankara
5. Elmalı, Hüseyin, TDV İslam Ansiklopedisi C. 16, s.400. 1997-İstanbul
6. Kazan, Şevkiye “Divan Şiirinde Önemli Bir Leitmotif: Sühan Redifli Şiirler” Çankaya Üniversitesi Dergisi, s.158. Sayı:2 Aralık 2004-Ankara
7. Köprülü, M. Fuat, Türk Edebiyatı Tarihi, Millî Kültür Yayınları 1985-İstanbul
8. Macit, Muhsin Nedim Divanı s.278 Akçağ Yayınları 1997-Ankara
9. Saraç, M.A. Yekta, Eski Türk Edebiyatına Giriş II s.3 AÖF Yayınları, 2011-Eskişehir

BİLGİLER
tarafından 03 Eylül 2013 - 07:14 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 354 kez Okunmuştur.
ETİKETLER
PAYLAŞ
Yorum yapın
İsim
:
E-Posta
:
WebSite
:
Yorumunuz
:

Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
MALATYA'da 5 Günlük Hava Tahmini
Köşe yazarlarımız
Anket
Yeni sitemizi beğendiniz mi?
Gayet Güzel
İyi
Normal
İdare eder
Kötü
Son Yorumlar